Çocukluk Döneminde Kaygı Bozuklukları | Adım Adım Bebek Eğitimi ve Gelişimi

Çocukluk Döneminde Kaygı Bozuklukları

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Okul öncesi döneme kadar normal gelişimin bir parçası olan ayrılma kaygısı, çocuğun yaşından beklenen düzeyin üzerine çıktığında yani okulçağına ulaşıldığında ve devam ettiğinde bu tanıyı almaktadır. Ayrılmakaygısıbozukluğu en yaygın kaygı bozuklukları arasındadır. Kız ve erkekçocuklarda aynı sıklıkla görülmekle birlikte, bazı araştırmalarda kızların daha fazla bir oranda gösterdiği görülmektedir. Evden ya da bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde aşırı sıkıntı duyabilir. Kötü bir olayın, bağlandığı başlıca kişiden ayrılmasına yol açacağına ilişkin sürekli ve aşırı kaygı duyma (örn. kaybolacağı ya da kaçırılacağı) olarak da kendini gösterebilir. Ayrılma kaygısından ötürü sürekli olarak okula ya da başka bir yere gitmek istemez ya da gitmeyi reddedebilir. Tek başına kalma, evde bağlandığı başlıca kişiler olmaksızın kalma ya da kendisi için önemli erişkin insanlar olmadan diğer ortamlarda bulunma konusunda isteksizlik gösterir ya da bu konuda sürekli ve aşırı bir korku duyar. Bağlandığı başlıca kişinin yakınında olmadan ya da evinin dışında uyumayıp, başka yerde kalamayabilir. Ayrılma konusunda sürekli kabus görebilir. Bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde baş ağrısı, karın ağrıları, bulantı ya da kusma gibi fiziksel semptom yakınmalarını dile getirir.

Yaygın Kaygı Bozukluğu: Temel özellik belirli çevresel koşullarla sınırlı olmayan yoğun, kontrol edilemeyen, yaygın ve sürekli bir kaygı halidir. Açıkça kaygı uyandırmayacak durumlar bile kaygı yaratabilir. Çocuklar birçok durumla ilgili gerçekçi olmayan kaygılar oluştururken günlük aktivitelerinde çok önemli olmayan detaylara takılıp kaygı yaşarlar. Fiziksel semptomlar olarak konsantrasyonda dağılma, iritasyon, uykubozuklukları, yorgunluk, tezcanlılık, kabuğunasığmazlık, alışık olunmayan kas gerginlikleri görülür. Böyle çocuklar kaygılanmaktan kaygılanırlar. Kendisini kaygısıyla baş edemeyen kaygılı biri olarak gördüğü için yeterince rahat olamama olasılığı olan en küçük bir durumda bile kaygılanır. Çocuklarda ve ergenlerde yaşantılarının bir yerinde panik atakla da karşılaşmaları mümkündür. Bu çocukları belirlemek çok zor değildir. Çükü yaşantılarının birçok yerinde kaygı yaşadıkları için çabuk göze çarpar. Ancak aileler için zorluk noktası belirgin olarak gerçekten neyin yanlış gittiğini anlayamamalarıdır. Problemi nerede olduğunu bilemedikleri için de çözüm üretemezler. Böyle kaygılara bir süre çok yoğun yaşanıp daha sonra hafiflediği dönemler de söz konusu olabilir.

Özgül Fobi: Özgül bir nesne ya da durumun varlığı ya da böyle karşılaşılacak olma beklentisi ile başlayan aşırı ya da anlamsız, belirgin ve sürekli korku halidir. Belirli hayvanlarla karşılaşma, yükseklik, karanlık, gök gürültüsü, uçakla seyahat etme, kapalı yerler, genel tuvaletleri kullanma, belirli yiyecekleri yeme, dişçiye gitme, kan veya yara görme ve belirli hastalıklarla karşılaşma korkuları görülebilir. Yetişkinlerde böylesi durumlarda panik atak biçimini alabilecekken, çocuklarda endişe, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma gibi dışa vurulabilir. Yetişkinlikte anlamsız olduğunu bilmesine karşın çocuklarda bu özellik bulunmayabilir.

Sosyal Fobi: Adından da anlaşılacağı üzere bu problemi yaşayanlar sosyal ortamlarda kaygı yaşarlar. Kendilerinin yeterince başarılı olamadıklarına inanırlar, devamlı olarak böyle bir ortamdaki sıkıntıya odaklanırlar. Kişi küçük duruma düşeceği ya da utançduyacağı bir biçimde davranacağından korkar. Çocuklarda tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi olması ve kaygının sadece yetişkinlerle değil yaşıtlarıyla da ortaya çıkması gerekir. Çocuklarda kaygı, ağlama, huysuzlukgösterme, donakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu durumlardan uzak durma olarak dışa vurabilir. Bazı ortamlar diğerlerinden daha fazla kaygı yaratabilir. Tanıdığı arkadaş grubunda rahatça konuşurken, sınıf ortamında konuşmaktan çekinir. Ya da öğretmeniyle birebirde konuşurken sınıfta sorulduğunda cevap vermez. Toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, sadece uzaktan izlemekle yetinirler. Tüm bunların sonucunda topluluğun olduğu yerlere; yuvaya ya da okula gitmek istemezler. Bu çocuklar özellikle başkaları tarafından gözlenebilen sosyal ortamlarda daha çok kaygı duyarlar. Örneğin, öğretmenine soru sorarken çekinmeyebilir fakat bütün bir sınıfın önünde konuşma yapacağı zaman endişeye kapılabilir. Sosyal fobisi olan çocuklar çoğunlukla korkularının abartılı olduğunun farkına varırlar fakat bunu kontrol edemezler. Kendi duygularını kontrol edememek onları daha çok kaygılandırır. Bazı çocuklar da bu kaygılarıyla kendilerini dış dünyaya sözel olarak kapatarak başa çıkmaya çalışır. Bu gibi çocuklar kalabalık ve sosyal ortamlarda konuşmaktan çekinirken bire bir konuşma gibi diğer durumlarda aynı kaygıyı hissetmezler.

Panik Bozukluk: Panik bozukluk yaşayan çocuklar panik atak adı verilen tekrarlayıcı ve beklenmedik krizleri yaşarlar. Küçük yaş çocuklarında çok görülmemekle birlikte daha büyük çocuk ve ergenlerde görülebilir. Panik ataklar genelde yirmi dakika ile yarım saat arasında süren çok yoğun kaygı durumlarıdır. En üst noktaya genelde ilk on dakikada ulaşır. İlk on dakikada kalpçarpıntısı, kalp çarpışında artış, terleme, titreme, sarsılma, göğüsağrısı ya da göğüstesıkıntıhissi, midebulantısı, karınağrısı, nefesdarlığı ya da boğuluyorgibiolma duyumlar yaşanır. Soluğun kesilmesi, baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma, gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrışma hali, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağıkorkusu, ölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanma duyumları, üşüme, ürperme ve ateş basması gibi sıkıntılar dile getirilebilir. Panik atağı belirli bir durumda yaşamış olmasına karşın, çocuğun herhangi bir uyarı gelmeden tekrar yaşayacağına dair bir inancının oluşması çocuğu yeterince kaygılı yapar. Böylece yaşam biçimini değiştirmesine birçok şeyden kaçınmasına neden olabilir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Çocuk, ergen ya da yetişkinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayı yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması sonucunda görülebilir. Yetişkinler daha çok aşırıkorku, çaresizlik ya da dehşetedüşme tepkileri gösterirken çocuklar bunların yerine dağınık ya da ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler. Belirtiler özellikle travmadan sonraki üç ayda ortaya çıkar ama bazı çocuklar bunun üstünü kapatabilirler. Bundan dolayı aylar veya yıllar sonra da travmanın etkileri görülebilir. Bu çocuklar yaşamış oldukları travmadaki duyguları tekrar tekrar yaşayabilirler ve bunu oynadıkları oyunlarda belli ederler. Kişilik özellikleri ya da kişide önceden bir duygusal hassasiyetin bulunması, bu problemin gelişimi için eşiği düşürür ya da gidişi alevlendirir. Tipik belirti, geri dönüşler ve rüyalarla travmanın yineleyici bir biçimde yaşanmasıdır. Olaya ilişkin detayları hatırlamakta zorluk çekerler, uykubozukluğu ve dikkateksikliği görülür. Ayrıca kolay irrite olurlar. Bir duygusuzluk hali, diğer insanlardan uzaklaşma, haz almama ve travmayı hatırlatacak etkinliklerden kaçınma vardır. Aşırı uyarılmışlık ve tetikte olma durumu, artmış irkilme tepkisi ve uykusuzluk vardır.

Kaygının Kaynağı

Klinik alandaki pek çok teori ve araştırma kaygı bozukluklarının dayanaklarını, bulgularını ortaya çıkış biçimini anlamaya yönelmiştir. Kaygıların ortaya çıkışıyla ilgili üç farklı yaklaşımdan söz etmek mümkündür. Psikanalik yaklaşıma göre kaygılar ve fobiler çocuğun büyürken yaşadığı bilinçaltındaki çatışmalarla baş etmek üzere geliştirilmiş savunma mekanizmalarıdır. Bu dile gelmekte zorlanılan dürtüler, anılar ve duygular bastırılarak dışarıdaki bir nesne ya da duruma yansıtılır. Böylece gerçekte yaşanan kaygının kaynağı sembolleştirilmiş olur. Davranış ve öğrenme teorilerine göre ise, kaygı bir deneyim içerinde öğrenilmiş bir şeydir. Bazı durumlarda çocuk etrafındaki kendine model aldığı yetişkinlerin verdiği mesajları içselleştirerek kaygılı bir durum ya da nesneyle ilgili kaygılı düşünceler geliştirir ve bu inançlara sıkı sıkıya bağlanır. Bazılarında ise başlangıçta kendinde kaygı yaratan durumlardan kendini uzak tutup kaçındıkça bir pekiştirme süreci yaşar. Kaygı uyandıran durumlardan uzak durmak kaygıyı azalttığı için devamlı olarak uzak durmaya ve zihninde de bu durumla ilgili iyice yerleşik inançlar geliştirmeye başlar. Bağlanma teorisine göre ise, korku kişinin hayatta kalabilmesi için biolojik olarak var olan bir duygusudur. Ancak bebeklikten itibaren olan bu varoluşsal kaygılar zamanla bakım veren kişinin onun kaygılarını sakinleştirmesi, kavraya bilmesi, rahatlaması için tutalı olarak cevap vermesi ile baş edilir olmaya başlar. Güven ilişkisi içinde baş edilir olan kaygılar, yeterince güvenin sağlanamadığı ilişkilerde sürekli ve baş edilemez olmaya başlar.

Kaygılı Çocuğun Klinik Alanda Ele Alınması

Kaygı bozukluğu olan çocukla klinik alanda çalışma, kaygının dayanağını anlamakla başlar. Aile içi dinamikler, kaygının ortaya çıkışını ve sürekliliğine temel olan nedenler anlaşılmaya çalışılır. Çocukla yapılan birebir görüşmelerde çocuğun kendisinde kaygı yaşatan durumlarla ilgili bağlantı kurması üzerine çalışırken, anne-babalarla yapılan görüşmelerde de kendi bireysellikleri üzerinden çocuklarının yaşadığı kaygı arasındaki bağlantı ele alınır.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

 

Kaynak: http://www.psidanismanlik.com

Adım Adım gelişim setleri ile çocuklar eğlenerek öğrenir, planlı gelişir.